‘Bu ateş üflemekle sönmez…’

19 Temmuz 2011 Salı 13:41

Galatasaray Başkanı Ünal Aysal’ın geçtiğimiz günlerde futboldaki şike olayları için sarfettiği ve manşetlere çıkan bu sözü daha gündemden düşmeden ülkemizin yüreğini kor gibi yakan bir haber geldi Diyarbakır’dan.

13 askerimizin bir kısmının adam boyu otların tutuşması ile şehit  olması ve 7 askerimizin yaralanması P.K.K. meselesini yeni bir sürece doğru iterken, bu hadisenin zamanlaması yine dikkat çekti.

Dikkat çekti çünkü P.K.K.-terör-güneydoğu v.s. adına ne dersek diyelim, bu meselede çözüme yaklaşıldığı, taraflar arasında diyaloğun  kurulduğu, barış umutlarının doğduğu tüm zamanlarda olduğu gibi geçen haftada çok da şaşırtıcı değil ama bir o kadar da kahredici malum gelişme oldu.

Yakın tarihimizin en karanlık yıllarından biri olan üzerine tezler, doktoralar yapılması gereken 1993 yılını, o yılın ocak ayından başlayarak suikastler (Uğur Mumcu suikasti) ve faili meçhullerle (Eşref Bitlis’in ve Turgut Özal’ın ölümleri) ülkenin içine düştüğü sarmalı bir hatırlayalım. Bütün bunlara rağmen P.K.K.’ya silah bıraktırma konusunda anlaşmaya varılmak üzere iken 33 erimizin şehit edilmesi toplumu müthiş bir şekilde sarsmıştı.Bu olay üzerinden toplumun ajite edilmesi ile devlet ve hükümet baskı altına alınıp, masadan kalkılmış mecburen terörde başa dönülmesi sağlanmıştı malum çevrelerce…Aynen bu gün olduğu gibi.

Artık herkesin kabul ettiği gibi nasıl iki devlete sahipsek (biri yüzeyde, görülebilen diğeri derinlerde) acaba iki P.K.K.’mı mevcut (biri dağda, savaşılan diğeri belki Ankara’da) sorusu iyiden iyiye kendini hissettirmeye başladı. Bu gün için 90’lara nazaran güçleri azalsa da devletin içine yuvalanmış ve savaşın devamı için her türlü hukuksuz eylemi yapanlar ile Kürtler ve dolayısıyla  bütün vatandaşlarımız için olumlu demokratik bir sonucun değil, sadece savaşın devamından yana olan derin P.K.K.’nın ortak paydada buluşmaları yinemi 90’lara dönüyoruz endişesi ile yürekleri ağızlara getirdi…

Ne olmuştu  90’larda?

O yıllarda bütün ülke sathındaki otların tutuşması için çok çalışılmıştı. Derinliklerin dibinin görülmediği bir 10 yıl yaşatıp dünyadaki gelişmeleri ıskalatmışlardı bize. 28 şubat ahlaksızlığı ardından 2001 krizi ile fatura yine Kürdüyle, Türküyle halkımızın avucuna bırakılmıştı...99 depremi de cabası…

Bu sırada ise ülkedeki hukuksuzlukların, devletin soyulmasının, müesses nizamın devamı için yapılan tüm vahşiliklerin ve faili meçhullerin üstü batıda ve tüm dünyada daha evvel defalarca örneklerini gördüğümüz üzere futbol ile örtülmeye çalışılıyordu.

Millet adeta efsunlanmış gibi futbolla yatırıldı futbolla kaldırıldı. Halkımız Portekiz diktatörü Salazar’ın dediği gibi  “100 binlik beşiklerde uyutuldu…”

Bir kulübümüzün ve milli takımızın 1993’den itibaren ilginç ve bir o kadar da dikkat çekici yükselmesine şahit oluyorduk. Takımlarımız yükseltildikçe ülkede faili meçhul artıyor ama halk hayatında ilk defa tattığı, batıya karşı futboldaki başarılarla sokaklarda kendinden geçiyor, kendinden geçtikçe devlet iyice derinleşiyor, derinleştikçe Madımaklar, Gazi Mahallesi olayları, Güneydoğuda faili meçhuller oluyor, oldukça hükümetler zayıflıyor, zayıfladıkça hükümetleri attıkları manşetlerle şamar oğlanına çeviren ve birdenbire ‘doğan’ malum basın ile enseye tokat yapan İstanbul sermayesi azgınlaşıyor ve buna mukabil P.K.K.da iyice rahatlıyor rahatladıkça malum kulübümüz olan Galatasaray’ın yurt içi ve bilhassa yurt dışı ‘’başarıları’’ milli takımımıza eş zamanlı artıyor, hatta kurucusu ve şu an İmralı’da ikamet eden koyu bir Galatasaray taraftarı olan  liderlerinden dolayı terör örgütü, Galatasaray’ın galibiyetlerinde karakollara saldırmak yerine havaya kutlama kurşunları sıkıyordu ve Diyarbakır’ın nerdeyse tamamı, Güneydoğunu  önemli bir kısmı  Galatasaraylı oluyordu.

Her Galatasaray galibiyetinde özellikle Güneydoğu sokaklarda sabahlıyor o akşam dağlarda karakollarımıza saldırılmıyordu. Ve bunu fark eden devlet futbol üzerinden siyaset devşirmek için kolları sıvıyordu.

Sıvanan kollar ile bu kulübümüze devletin dahiliye, hariciye tüm kurumları milli dava kisvesi altında ve bilhassa futbol federasyonu  vasıtası ile inanılmaz destek vermiş, penaltı alma rekorları kırılarak diğer 2 büyük takım fena halde ezilmiş, terörün panzehirini futbolla buldum sevinci ile devlet kendinden geçmiş bir şekilde futbola yatırım yapmış, 95 yılından itibaren devlet desteği ile doğu ve güneydoğudan pek çok kulüp 1. lige çıkartılmıştı.

Galatasaray için ise  Diyarbakır’a muhteşem bir stad yapma aşamasına bile gelmişti devlet.

Galatasaray bazı derbi maçlarını ve Avrupa maçlarını bu statta oynayarak futbolun birleştirici gücü ile ülkemizin bu bölgesinin ayrılmasını engelleme vazifesini zımmen üzerine almış oluyordu.

Eh bu büyük fedakarlık ve vatan hizmetinin karşılığı da tabi ki 10 yılda 6 şampiyonluk, bir o kadar federasyon ve cumhurbaşkanlığı kupaları, bazı sezonlar 18 rakamına ulaşan (96-97 sezonu) penaltılar ve hatta hakem ve kura çekimi kıyakları ile Avrupa’dan bir final ve hatta kupa olmalıydı en azından…

…ve oldu da zaten.

Olmaması imkansızdı, çünkü bu gün Ergenekon davasında adları daha sık tekrarlanmaya başlanan ve bu davadan yargılanmaları gerektiğine inanılan o dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz GS’li, “Konuşursam kimse bunun altından kalkamaz” diyen ‘karanlıklar prensi’ olarak da tanınan dönemin içişleri bakanı ve emniyet genel müdürü Mehmet Ağar GS’li, federasyon başkanlığı döneminde GS’nin altın çağını yaşadığı, dönemin Futbol Federasyonu başkanı kendi deyimiyle “korkunç Galatasaraylı” olan Haluk Ulusoy’lu bir kadronun himmeti, desteği,ve gözetimi altında bu kulübümüz müesses nizamın kendisine sunduğu  bu fırsatı kaçırmamış.tepe tepe kullanmış diğer iki büyüğü devlet imkanları ile yıllarca ezmiştir.

Bu gün timsah gözyaşları akıtarak güya Türk Futbolunun haline üzülmüş izlenimi vererek bir an evvel rakiplerinin küme düşürülmesini açıktan açığa isteyen Galatasaray Kulübü şikayet ettiği, düzeltilmesini istediği futboldaki kirlenmişliğin en önde gelen müsebbiplerinden  biri olmanın hicabını yaşamayı bırakın., 90’larda devletin derinlikleri ile kol kola, futbola devletin müdahalesini meşrulaştırmıştır.

Futbol’un, siyasetin, derin devletin ve onla eşgüdüm çalışan P.K.K’nın yarattığı sanal bir başarı hikayesi olan sarı-kırmızı kaşkol. gelinen süreçte kendi yaktıkları bu ateşin üflemekle sönmeyeceğini daha yeni anlamıştır ama çok geç kalınmıştır.

Evet, bu ateş üflemekle sönmez…

 

 

 


YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARLAR

  • Sonrakiler
  • Öncekiler

ÇOK OKUNANLAR

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ

GÜNÜN HABERLERİ