Bundan sebep”(!) Ya mübadiliz ya da göçmen

02 Aralık 2011 Cuma 15:13

 
Bir şeyleri arkanızda bırakmak zorunda kalmak. Belki, yerine tam oturmayan pencerenin çerçevesinin sesini duymak ya da ikinci kata çıkan merdivenin gıcırdayan basamaklarını saymak, yıllar sonra. Yunanistan’da Türk tohumu, Türkiye’de “gâvur” olmak zorunda kalmak. Ya konuşma tarzına takarlar ya kılığına kıyafetine. Yeniden, kaç yaşında olursan ol başka topraklarda hayata tutunmak ve yaşamı yeniden biçimlendirmek, çok zor san’at. Yeniden başka birisi olmak, geçmişini unutmadan ama mümkün olduğunca hatırlamamaya çalışarak yaşamak. En acısı da, hatıralarını ve ölülerini arkanda bırakmak….. Yaşam yolunu buluyor bir şekilde ama kalpler kırık, düşünceler kopuk. Dükkân kapısı kapatılmıyor, gelen dönmesin diye. Bir yere gitmek lâzım gelirse, ters çevrilmiş bir sandalye kapının ağzına bırakılıveriyor, komşu esnafa ayıp olmasın diye. Yıllar önce bunun son örneklerinden birini Kapalıçarşı’da görmüştüm. Cuma günü namaza giden bir esnaf, dükkânın önündeki tezgâhın üzerini bir örtü ile örtmüş, kapısını açık bırakıp hasır bir tabure koymuştu. Kapıyı açık görünce etrafta esnafı aramaya başlamıştım. Karşı dükkânda, kendisi de namaza gitmeye hazırlanan başka bir esnaf   “Cumaya gitti” deyince de bakakalmıştım. İnanmaz bir tavırla “ama kapı açık” dediğimdeyse “ Bir şey olmaz evladım, birazdan gelir” cevabı beni çok şaşırtmıştı.
Çağan Irmak’ın yönetmenliğini yaptığı “Dedemin İnsanları” filmi beni yıllar öncesine götürdü böylece. Çocuk gözüyle gâvuru ve Türk olmayı gördüm. Sinemaya birlikte gittiğim arkadaşım da Bulgaristan göçmeniydi. Yüzüne süzülen yaşları silmeye yetişemezken “Biliyor musun? , göçmeniz diye sanki kuyruğum var da eteğimin altına saklıyormuşum gibi hissederdim” dedi. Mübadeleler ve göçler sırasında, ahırlara bağladıkları hayvanları, geride kalanlar bulsunlar diye kapıları nasıl açık bıraktıklarını anlatırlar ihtiyarlar. Kimi, evinin kapısın kilitlediği anahtarı yanında getirmiştir, olur ya bir daha dönerim diye. Aslında hepimizin bir yanı göçmen. Osmanlı’nın farklı topraklarından gelip Anadolu’da toplanmışız. Babam, 93 Harbi diye anılan Osmanlı- Rus Savaşı sırasında Köstence’den, yükte hafif pahada ağır eşyalarını alıp çıkan anneannesini ve dedesini anlatırdı. Debdebeli bir hayatı bırakıp yokluklarla pençeleşen insanların dramını dinlerken bunun nedenlerini anlamaya çalışırdım çocuk aklımla. Anneannesinin çok güzel yorgan diktiğinden bahsederdi babam. Hem de küçücük iplikleri bile ziyan etmeden. Hiçbir ipi kesmediğini, çözüp sakladığını da söylediğinde çok şaşırmıştım. Çünkü paket kağıtlarını yırtarak açamam ve iplerini kesmeden, ne kadar düğüm olursa olsun açar çözer katlar bir kenara koyarım. Demek ki göçmenlik ruhu genlerle taşınıyor, yokluk ve tutumlu olmak genetik kodlarımızda yer alıyor galiba!
Mendil paketini elden ele gezdirmeye çalıştık. Bu filmi seyrederken en büyük destekçi bu zira! Çalıştık diyorum çünkü sinema salonu o kadar soğuk ki sanırım sokak daha sıcaktır diye düşünmeden edemedik.. Montlarımızı battaniye gibi üzerimize örttük. Eğer filmin sıcaklığı da olmasa buz tutmamız garanti gibiydi. Biz dertlene dertlene filmi seyrede duralım, sırf yazıya konu olsun diye, sinema salonuna çıkıp geldiğini düşündüğüm bir teyze cep telefonuyla arada sırada, mahalle dedikodularını yapmaya başladı! Yüksek perdeden söyleniyorum ama teyze tınmıyordu. Kulağındaki dedikodular tatlı bir melodi gibi ruhunu sarmıştı. A mübarek(!) madem car car konuşacaksın, git bir kafeteryaya, hem daha sıcaktır hem de sıcak bir çay içersin. Hesap da benden! Teyze günlük dedikodu turlarını bitirdiğinde film de bitmişti zaten. O da görevini yapmış insanların huzuruyla, daha jenerik bitmeden çantasını kapıp yola düştü. Bizse müzik bitene kadar bekledik. Perdedeki fotoğraflara takıldı gözüm. Kimi bir bahçede kimi bir düğünde çekilmişti. Eski mektuplar da vardı, hafiften sararmış. Kim bilir?  o fotoğraflar, çıkacak mı çıkmayacak mı diye kaç gün heyecanla beklenmişti. Şimdiki gibi değil ki, bas deklanşöre bak fotoğrafa beğenmedin at makinenin çöpüne. Sonra makineler o çöpleri nereye döküyorlar bilmem?
Bursa’daki ailelerin çoğu göçmendir. Bu filmin kapalı gişe oynamasını beklerdim. Çağan Irmak’ın dedesinin insanları hepinizi çok düşündürecek ve içinizi sızlatacak. Devrin politik olaylarına da gönderme yapan filmi, lâyık-âne ve  hakkını verebilecek seyircilerle seyredebilmeniz dileklerimle.


YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

YAZARLAR

  • Sonrakiler
  • Öncekiler

ÇOK OKUNANLAR

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ

GÜNÜN HABERLERİ