Nereye götürülüyoruz?

20 Şubat 2012 Pazartesi 17:18

Milli Mücadele sonrası yırtarak suratlarına fırlattığımız Sevr paçavrası, 1920’de Paris Barış Konferansı’nda yeniden masaya getirilmiş, Türk heyetinin anlamlı direnişiyle buzdolabına kaldırılmıştı. Küreselciler, 2004’te yeniden harekete geçerek, Türkiye üzerinden Afrika ve Ortadoğu’ da ayaklanmalar başlattılar. Ortadoğu, dünya petrolünün yarısına, doğalgazın ise tamamına sahiptir.

Amerika iflas ediyor... Buradan elde ettiği sömürü yıllık 3 trilyon dolar civarındadır. İşgallere ve silaha yılda harcadığı para, 10 trilyonun üzerindedir.  Küresel sermaye krize girdiği için, ırk ve din eksenli darbeler gündeme kondu.

İlk petrol savaşı Osmanlıyı hallaç pamuğu gibi attırmıştı. İkincisinde Avrupa küreselcilerin isteğine uygun olarak yeniden düzenlendi. Sıra üçüncü paylaşıma geldi. Darbeler ve savaşların anahtar sözcüğü ‘Özgürlük ve Demokrasi’ olarak yutturuldu. Bunların demokrasileri bomba yağdırmak ve işgal etmektir. Hani Irak’ta kitle silahları vardı? 1,5 milyon kişinin öldüğü, 2 milyon insanın sakat kaldığı ve binlerce kadın ve kızın ırzına geçildiği vahşetin hesabını Amerika’dan soramayan dünya; kahpe dünya, rezil dünya, yine mi takıldın peşine, yine mi kandın?

Ortadoğu ateşler içinde yanıyor, her gün yüzlerce Müslüman öldürülüyor.

Irak, Afganistan, Libya ve Mısır’da milyonlarca insan bombalar altında can verirken de demokrasi geliyor çığlıkları atmadılar mı? Efendilerine piyonluk yapacak iktidarlar iş başına getirilinceye kadar sivil ve askerlerin canları çıkarılmadı mı? Uluslararası camia dedikleri çakallar kulübü her türlü melâneti yapmadı mı?

Sevgili dostlar, sırada Suriye ve İran var. Maçın son raundu Türkiye ile oynanacak. Küresel amacın petrol, suyolları ve enerji olduğunu bizden başka duymayan kaldı mı? Bir ara CIA’de çalışmış olan emekli ajan Philip, demokrasiden ne anladığını bakın nasıl ortaya koyuyor:

“CIA için demokrasinin bir anlamı yoktur. Eğer bir ülkede seçilmiş bir hükümet bizimle iş birliği yapıyorsa ne ala! Reddediyorsa, demokratikmiş, değilmiş umurumuzda olmaz.”

 Umurlarında neyin olduğunu ise Amerika’nın ünlü ideologu şöyle anlatıyor:

“Ulus devletlerin bağımsızlık tanımı artık değişiyor. Uluslararası bankalar ve tekeller küresel ekonomiyi yönetiyor.”

Kıymetli okuyucular, küresel ekonomi, küresel vesayet olamadan yürütülebilir mi? Bunun adı ‘Piyasa Demokrasisi’,  sloganı ise ‘Özelleştirme ve Küreselleştirmedir.’  Bir diğer adıyla, Milli Devlet’in küçültülmesi ve ulusal ekonominin çökertilmesidir. Eğer bunu küresel efendileriyle iş birliği içinde gerçekleştirmezlerse, başlarına ‘Arap Baharı’ gelecektir.

Cumhuriyet demokrasisinde üretim milletin elinde, piyasa demokrasisinde ise, devlet güçlü bir azınlığın tekelindedir. Kasım 2010’da NATO Lizbon’da toplandı, bir ay sonra petrol ve doğal gaz coğrafyasında ‘Arap Baharı’ başladı. Haziran 2011’de İspanya’da yapılan NATO toplantısının adı, ‘NATO ve Akdeniz’de Değişime Doğru’ idi. Toplantı biter bitmez Akdeniz, Karadeniz ve Baltık Denizi’nde tatbikatlar yapıldı. Asimetrik savaş dalgaları enerji hatlarının tümünü hedef aldı.

Önümüzdeki yıllar, ne yazık ki kan yılları olacak, Arap liderlerin kasaları el değiştirecektir. Pentagon beslemesi generaller ve ‘Ilımlı İslâmcı’ çeteler, Müslümanların koltuklarını ele geçirecektir.

Mustafa Kemal Paşa, 20. Yüzyıl başında batı projesine, antiemperyalist projeyle karşılık vermişti. İçeride Milli Mücadeleyi örgütlerken, aynı zamanda Arapların, İngiliz ve Fransız emperyalizmine karşı direnişlerini desteklemişti. 1919’da Halep’te, Türklerle Arapları İngilizlere karşı birleşmeye çağıran bildiri Gazi Paşa’nın kaleminden çıkmıştı:

“Bir dindaşınız olarak aramıza sokulan ve bizi ayırmış olan fitneye, nifaka kulak vermemenizi rica ediyorum. Bütün anlaşmazlıkları ortadan kaldırmalıyız. Silahlarımızı, memleketimizi bölmeye çalışan düzenbazlara çevirmeliyiz. Bu çağrıyı dinlemezseniz pişman olacaksınız. Dinimizin imansız düşmanlarına kanmayın.”

Son yıllarda batı, Türkiye’yi yönetenleri BOP Eş Başkanlığına atarken, Atatürk’ün ‘Ortadoğu Projesi’ni tersten okuyarak işe girişmişti. Önce bir lider yaratıp, ‘Ilımlı İslâm’ ve ‘Yeni Osmanlı Modeli’ ile Türkiye’nin ayranını kabartıp, ABD’nin jandarmalığına soyundurma planlanmıştır.

Bu operasyonda, ‘İslâm adı altında İslâm düşmanı’ bir proje kullanılmakta ve ‘Yeni Haçlı Seferi Ilımlı İslâm’ ile kucaklaştırılmaktadır. Türkiye’ye, küresel çetenin ‘Başkanlık Sistemi’ dayatılıyor. ‘Başkanlık Sistemi’nin en başarılı modeli ve demokrasinin cenneti olarak gösterilen Amerika’da, başkanı halk değil, bankerlerin dolarları seçiyor. Bu güne kadar Amerika’da, seçimlerde harcanan milyarlarca doların yarısı halka dağıtılsaydı, yüzde kırk yemek kuponu ile yaşayan zavallılar biraz nefes alırdı.

Başkanlar, perde arkasında duran küresel bankerlerin, petrol, silah ve uyuşturucu baronlarının yazdığı senaryoyu en iyi şekilde uygulamakla görevlidirler. Amerika’nın en tehlikeli ihraç ürünü olan ‘Başkanlık Sistemi’, bu güne kadar 30 ülkede anayasal çöküşe neden olmuştur. En gelişmiş 20 ülke içinde başkanlık sistemiyle yürütülen tek ülke Amerika’dır.

Başkanlık Sistemi’ni enine boyuna inceleyen Prof. Carrol diyor ki:

“Finansal kontrolün özel ellerde toplandığı bir dünya sistemi, dünyadaki tüm ülkelerin politik sistemlerini ve dünya ekonomisini bir bütün olarak denetlemeyi hedeflemektedir.”

Dünya ekonomisini eline geçirmek isteyen bu projenin en öndeki memuru ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, 2007’de bakın neler söylemiş:

“Dört yıl içinde yenidünya düzeninin başlangıcını yaşayacağız. İnsanlar, sorunlarının çözümü için hükümetlere başvuruyorlar. Hükümetler milli, oysa sorun küresel.”

İşte bu etki alanlarını belirleyecek olanlar küresel bankerlerdir. Yerel yönetim şartını, ikiz yasaları, referandumlarla, hukuki düzenlemelerle, gerekirse anayasal değişikliklerle önümüze koyuyorlar. İkiz yasalar, federasyona giden yolda en önemli adımdır. Tam da Irak’ın işgalinde, ulus devletin intiharı olan yasa, 2004 yılında mecliste onaylanmıştır. Bu yasa ile bir ülkede kendini halk olarak tanımlayanlar, ‘Kendi kaderlerini tayin hakkına sahip olacaklardır.’ Onlara göre Türkiye’de sadece Türklere yer yoktur.  Amerika’nın telkinleriyle demokrasi, sapkın tarikat, mezhep, aşiret ve bölücülük sarmalına dolandırılmıştır. Halkları kontrolde tutmak için ABD’nin bulduğu yol, dinin kullanılmasıdır. Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki darbeler, katliamlar, BOP için ve demokrasi adına yapılmaktadır.

Ilımlı İslâm ile kontrol altına alınacak toplumlar, küresellere kul olacaktır. Dayatılan demokrasi, ulus devleti yok etme projesidir.

Bu nedenle Sayın Banu Avar diyor ki:

‘KAÇIN DEMOKRASİ GELİYOR!’

Allah sonumuzu hayır eylesin.  Bindirdiler bir alamete, götürüyorlar kıyamete…

 


YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

YAZARLAR

  • Sonrakiler
  • Öncekiler

ÇOK OKUNANLAR

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ

GÜNÜN HABERLERİ