Tercih ve gelecek…
04 Şubat 2012 Cumartesi 16:02
Düşman kavi talih zebun… Fuzuli bu sözleri ile adeta yüzyıllar öncesinden bu günleri özetlemiş. Evet; düşmanın güçlü, talihimizin ise zayıf olduğu bir dönemi yaşıyoruz.
Hiç kimse bir yılgınlık ya da umutsuzluk çıkarmasın bu sözlerden. Sadece bir durum tespitidir…
Tarih içerisinde çok karanlık dönemlerimiz olmuştur. Bu karanlık dönemlerin hiç birisinde düşmanlarımız bu kadar güçlü, bizler ise böylesine zayıf olmamıştık. Milletimiz, aleni düşmanlarını düşman değillermiş gibi algılama içerisinde olmamışlardı. En buhranlı dönemlerinde bile milletimiz böylesine zayıflık göstermemişti.
Milli ve manevi değerlerimizin yozlaştırıldığı, karanın ak olarak gösterildiği ve de kabul gördüğü bir dönemi yaşamaktayız. Toplumu bir arada tutan harçlar bir bir sökülmek isteniyor ve maalesef sökülüyor.
Tüm kavramlar önce tartıştırıldı, sonra çarpıştırıldı ve de en nihayet çarptırıldı… Değersizleştirilmek, itibarsızlaştırılmak istenen fikir, düşünce, kişi, kurum veya kuruluş önce her yönüyle kamuoyunda tartıştırılıyor; sonra onunla ölçüt alınan daha mükemmel bir örnekle çarpıştırılıyor ve en nihayet, değerli bir hali kalmayacak duruma getiriliyor. Tabi ki bu süreç medya marifetiyle yapılıyor.
Yaşanan bu süreçte inanılmaz bir şekilde fikri boşluk yaşanıyor. Fikir ve inanç sahibi olduğunu söyleyen kitleler bile fikir ve inançlarının tam aksi yönde hareket sergiliyorlar.
80 sonrasında “ çikita muzlu “kalkınma hamlesinin muhatabı olan milletimiz şimdi ciddi bir dönüştürülme sürecine sokuldu. Son on yılda bu değişim ve dönüşüm hamlesi “normalleşiyoruz “açıklaması ile zirve yaptı. Beyinlerde kabullendirme ve algıların yönetilmesi şeklinde adlandırabileceğimiz bir yöntem ile toplumun dönüştürülmesi yolunda epeyi mesafe alındı.
Dininin ilk emri “ oku” olan ama ne yazık ki ömründe neredeyse hiç kitap yüzü görmemiş bir toplum, maalesef “bilgi ” çağında dezenformasyonlar ile virüsler aldı. Okumadığı için düşünmeyen, sorgulamayan sadece medyanın kendisine ilettiği kadarı ile “ haberdar” olan kitleler, ayrıca, bilgisizliğinin farkında olmak bir yana, kendisini çok daha farklı ve üstün bir yapıda görür hale geldi.
“Ben en iyisini hak ediyorum “ düşüncesi beyinlerine kazınan toplum, “tüket “ ikinci emri ile tüketim çılgınlığının sonu gelmez dehlizlerinde yok olmaya mahkûm edildi.
Şiddetin, cinnetin, boşanmanın, tacizin, intiharın ve suç oranın her gün arttığı bir toplum yapısı bu sürecin bir sonucudur.
Evrensellik, globalleşme, küreselleşme ve sınırların artık kalktığı bir dünya şeklindeki söylemler, Yeni Dünya Düzenini var etmeye çalışanların, çağdaş kölelerine bu süreçte sıkça tekrarladığı pembe masallardan öte başka bir anlam taşımıyor.
Bu süreç, özgürlük ve zenginlik hayalleri kuran milletimizi köleliğin kollarına doğru hızla sürüklüyor.
Bu süreçte, evrensel değil insani olanın;
maddi değil manevi olanın;
yabancı değil milli olanın yüceltilmesi gerekmektedir.
Gelinen bu durum ile mücadele oldukça güçlü ve şuurlu bir mücadele yapısını gerekli kılıyor. İdealizm ve fedakârlığı kendisine ilke edinen, bilgi ile donanmış kadroların oluşturduğu bir yönetim ancak bu süreç ile mücadele edebilir.
YORUMLAR
- Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.










YORUM EKLE