Bursa Musevileri: Geldiler, gidiyorlar…

Bursa Musevileri

Bir bölümü Bursa’nın fethinden yüzyıllar önce zaten buradaydı, bir bölümü 500 yıl önce İspanya’dan Anadolu toprağına gelip Bursa’ya da yerleşti. İç içe, dip dibe yaşadık yüzyıllarca. 2011 Haziran’nda Bursa’da 51 kişi kaldılar! Bursa’dan ‘geçiyorlar…’ Bir kez daha bakın, Bursa Musevileri’ni, ‘kardeşlerimizi’ son kez görüyoruz çünkü….

 

RIZA ERTEKİN
Bir duvarın ardına koskoca bir tarihi, bir dini ve onun mensuplarını niçin gizlemek zorunda kalırsınız? Ne olmuştur da, şimdi güvenlik sizin için günlük yaşamın en önemli unsuru haline gelmiştir? Koskoca kalabalıkların içerisinde, bir avuç insan olarak en köşede, bir perdenin gerisinde, sesinizi çıkarmadan oturmak zorunda kalmış olmanızın sebebi nedir? Bundan 50 yıl öncesine kadar sokakta ‘diğerleriyle’ oynayan çocuklarını neden şimdi bakkala bile gönderemez olur ki insan? Neden korku sizin için dağları sarar? İçinizde Anadolu’yu fethedenlerden daha Anadolulu olanlar varken, binlerce yıldır ekmeğini yediğiniz toprakta, aynı güneşi paylaştığınız insanları neden bırakıp gidersiniz daha uzaktaki bir ‘vatan’a? Bu zor soruların yanıtlarını herkes bilir ve veremezken, niçin geçtiğiniz yerde bıraktığınız izlerin hep orada kalması için çalışırsınız bir yandan da?
Bunaltıcı giriş değil mi?
Belki de şöyle olmalıydı; Ey Bursalılar! Biliyor musunuz, bir bölümü Bursa’nın fethinden önce burada olan, kalanı ise 2. Bayezid zamanında kalyonlarla Anadolu’ya getirilip özgürce kalacak yer seçmeleri istendiğinde tercihini, geldikleri yere benziyor diye Bursa’dan yana kullanan binlerce Yahudi/Musevi’den geriye 51 kişi kaldı… Neden, biliyor musunuz?
Ya da hiç soru sormayalım… Doğrudan konuya girelim…

Rahmetli Izra Venturero... Temmuz 2011 RAHMETLİ İZRA VENTURERO İLE SOHBET…

Bursa Türk Musevi Cemaati Eski Başkanı İzra Venturero, 2011 yılı Haziran ayında kayda düşülmesine yardımcı olmak üzere iki sinangog ile bir mezarlık hakkında Şehrengiz Dergisi’ne bilgi verdi. Cemaatin yeni Başkanı Leon Elnekave de biraz gönülsüz de olsa fotoğraf çekilmesine razı oldu. 1-1,5 ayı bulan röportajı gerçekleştirme sürecinin ardından ortaya İzra Bey’le (Ezra okunur) yaptığımız 1 saatlik bu röportaj ve ilerleyen sayfalarda görebileceğiniz bu fotoğraflar çıktı…
İzra Venturero, 29 yıl boyunca Bursa’daki Musevi cemaatinin başkanlığını yaptı. 2008’de görevi bıraktığında sayıları giderek azalan (Sadece 51!) Musevilerden şehirde kalacak izlerin (Sinagog-Mezarlık) onarım ve bakımlarını da tamamladı. Venturero, köşesine çekilmeden önce hem tarihlerine ilişkin, hem kıyısından köşesinden de olsa günlük politika hakkında açıklamalarda bulundu.
Bu arada küçücük bir giriş notu: Yahudi ya da Musevi, hiç fark etmiyor… İkisi terim de her koşulda gurur vesilesi onlar için. Çünkü iki tanımlamanın başına da ‘Türk’ sözünü koyarak kullanıyorlar… Röportaj sırasında İzra Bey de her iki tanımı rahatça yadırgamadan kullanıyor, kullanmamıza izin veriyor…

Geruş Sinagogu’ndayız…

İşte o röportaj:
Şehrengiz: Orhan Bey, fetihten sonra Bursa’da şehri terk eden Romanyotlar’la karşılaşmış -Bizans’tan kalan Yahudileri tanımlıyoruz bu sözle-, sonra?
İzra Venturero: Bizanstan kalan Musevi topluluğuna rastlamış. Onların zaten var olan Etz Ahayim (Hayat Ağacı) Sinagogu’nu restore etmiş, dökükmüş çünkü… Onlara eski Yahudilik Mahallesi dediğimiz bu mahalleyi inşa etmiş halen de Yahudi Mahallesi diye geçer bu bölge. Onlara bu sinagogu açmış. Onlardan da çok faydalanmış tabii bu arada. Mesela sonraki padişah 1. Murat, Edirne tarafına çıktığı zaman orayı aldığında, Romanyotlardan da oraya göndermiş. Romanyotlar, yeni fethedilen bölgelerdeki Musevilere Osmanlıca’yı öğretmiş.
Şehrengiz: Osmanlı Avrupa’ya doğru ilerlerken Museviler’i de yanında götürmüş yani…
İzra Venturero: Evet, o dönemde öyle… Ama yine de Romanyotlar’ın o tarihteki kültür seviyesini bilmiyorum. Sonradan gelen, yani İspanya’dan gelen grupların eğitim düzeyleri çok yüksek. Doktorlar, dış ilişki uzmanları, sanatkarlar, hepsi gelmiş ve onları burada Romanyotlar’ın yanına yerleştirmişler. O zamanlar asimile olmuş, kaynaşmışlar. İspanya’dan gelenler çokmuş. Kendi aralarında karışmışlar. Böylece Bursa Musevi cemaati, İspanyol Ladino dediğimiz Sefarad kültürünü oluşturmuş.
Şehrengiz: Bursa’ya yerleşme öyküsü nedir?
İzra Venturero: Fatih Sultan Mehmet’in oğlu 2. Bayezid kalyonlarını İspanya’ya göndermiş. Esas Anadolu’ya gelen Musevilerin yüzde 80’i de bu kafileyle Anadolu’ya ulaşmış… Osmanlı gelenlere istedikleri yere yerleşme özgürlüğü tanımış…
Şehrengiz: İlk gösterilen yer Bursa değil mi?
İzra Venturero: Hayır… İstanbul var İzmir var… Hatta en çok Selanik almış…
Şehrengiz: Sonra mı bu kentlerden Bursa’ya akış var…
İzra Venturero: Tam tersi… Buradan oralara gidiş olmuş…
Şehrengiz: Yani Bursa’dan dışarıya Musevi göçü oluşmuş… Bursa neden bırakılıp gidilmiş?
İzra Venturero: Bizim cemaatimiz zaten Bursa’da hiçbir zaman çok olmamış. En çok olduğumuz zaman 1850-1900 senelerinde 3 bin 500, 3 bin 700 kişiyiz… Hatta bu azalma mesleki bilgi ve beceriye de olumsuz yönde etki etmiş. Bakmışlar ki dışarıdaki Musevi toplumu, Osmanlı içerisindeki Museviler geri kalmaya başlamış bunun üzerine Alyans mekteplerini kurulmuş. Eskiden kültür seviyeleri yüksekken sonradan bu kaybedilmiş. Hatta tarihteki örnek çok ilginç. İspanya’nın kralı Ferdinand, bu gelişmiş topluma, çıkardığı bir kanunla, ‘Ya Hristiyan olacaksınız, ya da malınızı mülkünüzü bırakıp İspanya’yı terk edeceksiniz’ demiş… Hoş sonra Hristiyan olanlara da inanmayıp engizisyonlarda büyük işkencelerden geçirmiş ama… Bizimkiler o zaman öyle görünmek zorunda kalmışlar ve evlerinde kendi dinlerine uygun yaşamayı sürdürmüşler. O zaman ne demiş biliyor musunuz 2. Bayezid; Ne biçim kral? Kendi memleketini zayıflatıp, benim memleketimi yükseltiyor…
Şehrengiz: Bunda doğruluk payı var mı? Osmanlı Yahudi/Musevi toplumuyla mı yükselmiş?
İzra Venturero: Bu doğrudur… Nasıl? Bizim İspanya’dan gelen ilk kafileler, Osmanlı’nın tam da yükselme döneminin başı… Osmanlı’ya her anlamda ciddi katkı sağlamışlar.
Şehrengiz: İki farklı sinagog, iki farklı göç kafilesini mi işaret ediyor?
İzra Venturero: Öyledir… Biri Mallorca Adası’ndan gelenler. Onlar Mayor Sinagogu’nu kurmuşlar. Mayor, Mallorca (Mayorka diye okunur) oradan gelir. Ama Mayor aynı zamanda ‘büyük’ demektir. Ama Bursa’ya gelenlerin yüzde 80’ini hatta yüzde 90’ını İspanya’nın Grenada şehrinden gelenler oluşturmuş. Neden Bursa’yı tercih etmişler. Gelip bakmışlar ki, Bursa, Grenada gibi suları bol ve her yer yeşillik… Burası olsun demişler, 2. Bayezid de demiş ya; ‘Nereye isterseniz oraya’ diye… Bursa’yı bu yüzden tercih etmişler. Geruş, ‘kovulmuş, atılmış’ demek. Onlar da burayı kurmuşlar. Hatta şimdi bu sinagogun ortasındaki minber de Orhan Bey zamanında yeniden restore edilen Et Ahayim Sinagog’undan buraya sökülüp getirilmiş.
Şehrengiz: Yahudi, Musevi… Neden iki farklı kavram kullanılıyor? Biz ne demeliyiz?
İzra Venturero: Bizim için fark etmez. Cemaatten olmayanlar bize Yahudi dediklerinde biz güceniriz sanıyorlar… Yahudilik Yahuda’dan geliyor, zamanında İsrail Krallığı ikiye bölünmüş… Yahuda ve İsrail diye, oradan gelir. Bizim için önemli değildir.
Şehrengiz: Bursa’da şu andaki durumu ne cemaatin, kaç kişisiniz?
İzra Venturero: Çok az kalmışız. 51 kişi… Çocuklarımızın hiç biri burada okumak istemediler. Çoğu İstanbul, Ankara, İzmir gibi daha iyi üniversiteleri barındıran kentlere gittiler. Ama Uludağ Üniversitesi şu anda çok iyi. Eskiden öyle değildi. Bütün çocuklarımız üniversite mezunu. Gidenler geri dönmedi ama. Gençlik kalmayınca da burada çok azaldık. 1948’de İsrail Devleti de kurulunca o zaman da bir göç hareketi olmuş. 400 kişi kalmışız.. 1960’larda 300’e düşmüşüz. (Haziran 2011 tarihli rakamdır.)
Şehrengiz: Şimdi 51 kişi kaldık diyorsunuz… Ciddi ciddi yok oluyorsunuz, yok olacaksınız?
İzra Venturero: Onun için, yok olacağımız için, burasını, Bursa’dan bir Musevi toplumu geçti dedirtmek için izlerini bırakmak istedik.
Şehrengiz: Siz gittikten sonra ne olacak?
İzra Venturero: Biz gittikten sonra izlerimiz baki kalacak, göreceksiniz… Bunları üstümüzde taşıyıp götürmeyeceğiz.
Şehrengiz: Siz gittiğinizde burası bomboş kalacak… İbadet de olmaz herhalde?
İzra Venturero: Bunun için bu iki sinagogu A’dan Z’ye restore ettik. Orijinalinin aynısı yaptık hatta. Tek istisna vitraylar. Onları da Çancılar’da bir cam ustası bulduk, ona yaptırdık. Ama biz gittikten sonra 30 yıl sonra 40 yıl sonra İstanbul’daki Yahudi cemaati buraya sahip çıkacaktır.
Şehrengiz: Mezarlık?
İzra Venturero: Onu da çok güzel düzenledik, bugün herkes memnun.
Şehrengiz: Türk Yahudiler’i için ‘Tüm diyasporada ülkesine en sadık millet’ denir doğru mu?
İzra Venturero: Doğrudur… Hem ülkemizi hem de Yahudiliği korumakta çok sadıkız. Çünkü biz çok azız. Neden? Çünkü Yahudilik de başka dinden olan birisine, dine geçmesi için zorlama yapılmaz. Hiçbir zaman. Bizden sonra çıkan dinler Hristiyanlık ve Müslümanlık kendilerine çekmeye bakarlar. Yayılmacıdırlar, biz de yoktur. Tüm dünyada 13-14 milyon kişi zaten. New York’ta zaten 5 milyon… İsrail’de de 7 milyon… Gerisi de dünyaya yayılmış işte. Onunu için birbirimizle evlenmeye bakarız. Koruma içgüdüsü Yahudiliği… Türkiye’de asimilasyon yüzde 25… Yani Yahudi’yle evlenme. Bursa’da daha da az.

 Slayt Gösterisini Başlat

 

SİNAGOG SALDIRILARI…

Şehrengiz: Çok sıkıntılı günler yaşandı bu memlekette. 2003’teki sinagog saldırıları yakın zamanda hatırladığınız en kötü günler olsa gerek?
İzra Venturero: 2001’de Mayor’un restorasyonunu bitirmiştik. Geruş da hazırdı… Orayı kışlık burayı (Geruş) yazlık olarak kullanalım diyorduk. Açılış yapacaktık hatta… Tüm dünyadaki Museviler’i çağırmaya hazırlanıyorduk, sadece Türkiye’dekileri değil… Sonra o olaylar yaşanınca, biz bu tarafa geçtik güvenlik nedeniyle. Kapatmak zorunda kaldık.
Şehrengiz: Ne hissetiniz?
İzra Venturero: O saldırıların suçlusu hükümet değil, hükümetler her dönemde hangi partiden olursa olsun bizi hep özel tutmuşlardır. Çok çok minnettarız, eksik olmasınlar. Ee biz zaten Türk’üz… 500 sene önce İspanya’dan geldiysek, artık Türk’üz. Yalnız dinimiz değişiktir, o kadar! Ben İsrail’e veya başka bir ülkede başka bir şehre gittiğimde bana ‘Turko’ derler. Hakikatten öyle, Turko! Biz Türk’üz ve onunla gurur duyuyoruz. Çünkü burada büyümüşüz. Mesela eski Bursa’da, hakikatten kardeş gibiydik. Hala öyleyiz, görüşürüz.

‘BİZİ ZOR DURUMDA BIRAKTILAR…’
Şehrengiz: Mavi Marmara operasyonu, Mayıs 2009? O zaman neler hissettiniz?
İzra Venturero: Biz yapılan İsrail hükümetinin yaptığına tepki gösterdik. Kendilerince haklı olabilirler. Ama o operasyondan sora bizi özel korumaya aldılar. Bizi bilmeyen kişiler var… Çünkü artık Bursa’ya hayatında Yahudi görmemiş kişiler gelmiş göçlerle… Oysa, benim çocukluğum döneminde örneğin 1950’den sonrasına bakalım, bize hiçbir şey hissettirmediler, kimseden farkımız yoktu. Mavi Marmara operasyonunu doğru bulmadık. Bizi zor durumda bıraktılar. Yani kendi komşularımızla ilişkilerimizin bozulmasını istemeyiz.
Şehrengiz: Başbakan Erdoğan için ne düşünüyorsunuz? Birçok konuşmasında, bazen hiç beklemediğiniz yerlerde bile konuyu sık sık Filistin’e, Gazze’ye getirip İsrail karşıtı, hatta İsrail’i uyarıcı, meydan okuyucu söylemleri oluyor…

‘ERDOĞAN BİZİ ÇOK SEVİYOR, KORUYOR…’
İzra Venturero: Politikaya girmeyelim… Ama onlara yaptığı şekilde bizi de çok çok seviyor, bizi koruyor. Bu böyle… En ufak bir sıkıntımızı iletsek, daha öncelikli olarak bize bu sıkıntıyı yaşatanlara tepki gösteriyor.
Şehrengiz: Sizin haklarınız Lozan’la mı korunmalı, Anayasa’yla mı?
İzra Venturero: Biz zaten Anayasa’yla da korunuyoruz, hatta sizden daha iyi korunuyoruz.
Şehrengiz: Ermeni Soykırımı konusunda, Türkiye lehine lobiniz hep yanımızda bildiğim kadarıyla?
İzra Venturero: Biz Türkler’le kardeşiz, böyle büyüdük. Amerika’da bu durum gündeme geldiğinde hemen buradaki Museviler’den ileri gelenler, oraya gidip kongrelerde etkili olup, savunmuşuz. Türkler’in bu konuda bütün görüşlerine sahibiz. Çünkü o zaman bir savaş varmış ve birbirlerini öldürmüşler. Yalnız Ermeniler ölmemiş, Türkler de çok öldürülmüş. Harpte olabilecek şeyler. O durum bir Nazi Soykırımı gibi değil, olamaz.

ESKİDEN İYİYDİ, ARAMIZDA TEKLİF YOKTU…
Şehrengiz: Soy neye göre tutulur?
İzra Venturero: Bir Yahudi kadından doğan herkes Yahudi’dir… Biz de esas olan kadındır. Erkek bilmez. Kadın yüzde 100 emin olacağınız bir şeydir. O, bilir! Bizde demezler İzra’nın oğlu… Doli’nin oğlu… Benim eşimin adıdır…
Şehrengiz: Yakınız ama özelliklerimizi bilmiyoruz sanki.
İzra Venturero: Şimdi daha çok öyle… Yeni nesil pek bilmiyor, eskiden iyiydi, aramızda teklif yoktu sinagoglarımızda oturur konuşurduk, sohbet ederdik.
Şehrengiz: Şimdi ziyaretçileriniz oluyor mu?
İzra Venturero: Bir gün biri geldi. Ben imamım dedi. ‘İçeri görebilir miyim’ dedi… Bir imamı içeri almayacağız da kimi alacağız? Girdi çok beğendi çok memnun oldu. Ama çıkarken, ‘Sizin kitapta Allah dünyayı yaratırken 6 günde yaratmış bir gün dinlenmiş yazıyor. Allah’ın istirahata mı ihtiyacı var? dedi. Bana bakın dedim, Kur’an’ı bu kadar bilemem ama bizimkisi Kur’an dan 2 in 500 sene evvel yazılmış kitap. O zaman öyle yazmışlar. Dinler de reform olmaz. Reform yapmak istiyorsanız gidin kendi kitaplarınızda yapın’ dedim. Çok üzüldü, özür diledi… İstemeyerekti belli ki…
Şehrengiz: Zor mudur Yahudilik?
İzra Venturoero: Zordur… Bize göre de Hristiyanlık ve Müslümanlık, bu zorluğa tepki olarak doğmuştur. Hristiyanlık ve Müslümanlık daha toleranslıdır, hatta Müslümanlık en toleranslı dindir.

‘ARAP ŞÜKRÜ DEĞİL, YAHUDİLİK…’

Şehrengiz: Arap Şükrü’nün hemen yanındasınız…
İzra Venturero: Bir dakika, Arap Şükrü değil… Burası Arap Şükrü değil. Burası Yahudi Mahallesi. Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulduğu tarihten beri böyle.
Şehrengiz: Bununla ilgili hala bir isim tartışması yaşanıyor onu hatırlatmak bakımından soruyorum.
İzra Venturero: Arap Şükrü’nün ben kendisini tanıdım… Şükrü Değişmez, gelmiş işletme açmış. Ama burasını ‘Arap Şükrü’ yapan dönemin Osmangazi Belediye Başkanı Erhan Keleşoğlu’dur… Hatta yakın arkadaşımdır ve bu konuyla ilgili aramızda tatlı bir tartışma vardır. Burası Yahudilik’tir ve resmi adı da Sakarya Caddesi’dir.
Şehrengiz: Buradaki dükkanların sahibi vakfınız değil mi?
İzra Venturero: Birçoğu… Bursa Türk Musevi Cemaati Vakfı…
Şehrengiz: Türkçe’de Yahudi kelimesiyle ilgili birçok önyargı içeren ifade var. Mesela bir tanesi, ‘Fakir Yahudi yoktur…’
İzra Venturero: Neden yoktur?
Şehrengiz: Neden?
İzra Venturero: Çünkü çok çalışkan bir milletiz… Zamanında devlet memuru olamıyorsunuz. Hiçbir şey olamadığınıza göre. Ne yapmak gerek. Çalışmak gerek, para kazanmak gerek.
Şehrengiz: ‘Her taşın altından bir Yahudi çıkar…’, ‘Dünyayı Yahudiler yönetir…’ Doğru mudur, 13-14 milyon Yahudi, 6,5 7 milyarlık dünyayı yönetebilir mi?
İzra Venturero: (Kahkahalarla gülüyor…) Doğrudur… Bizimkiler nereye giderlerse gitsinler, sivrilirler. Ama çalışmalarıyla üçkağıtçılıklarıyla değil. Çok çalışkan oldukları için çabuk yükselirler, diyelim.
Şehrengiz: ‘Her Yahudi Mason’dur…’
İzra Venturero: Hayır, öyle bir şey yok… İçimizde Mason yok mu, vardır… Ama her Yahudi Mason falan değildir.
Şehrengiz: ‘Her Yahudi aktif ya da pasif MOSSAD ajanıdır…’
İzra Venturero: Onu kim yazmışsa tam atmış! (Yine kahkahalar…)
Şehrengiz: Dost sohbetlerinde falan 500 yıl önce biz sizi kurtardık falan deyince canınız sıkılıyor mu?
İzra Venturero: Yok öyle bir şey… Güzel güzel sohbet ederiz.

DİN GÖREVLİSİ YOK…
Şehrengiz: İbadetleriniz ne durumda?
İzra Venturero: Din görevlimiz yok… Buraya gelip kalmak isteyen din görevlisi de yok. İstanbul’dan Cuma akşamı gelir, Cumartesi gider.
Şehrengiz: Tek tek fotoğraflanıp tarihe kayıt düşülmeniz gerekiyor farkında mısınız?
İzra Venturero: Öyle tabii ki… Biz son nesiliz…
Şehrengiz: Teşekkür ederim.
İzra Venturero: Biz de çok teşekkür ederiz.


 

TARİHTE BURSA YAHUDİLER’İ

İbranice yazılmış bazı belgelere göre Bursa Bizans’ın elindeyken, şehirde bir Yahudi nüfusu vardı… Roma’nın zulmünde kaçıp gelmişlerdi Uludağ’ın eteğine… 1326 yılının 6 Nisan’ın da Orhan Bey, kenti fethettiğinde de yine kaçtılar. Öldürüleceklerini düşünmüşlerdi.

Ancak kısa bir süre sonra Orhan Bey ve kardeşi Alaattin, Yahudiiler’e ‘geri dönün’ çağrısı yaptı, yeniden şehre davet etti. Onların yanı sıra, Şam’dan ve Bizans İmparatorluğu’nun diğer kentlerinden de Bursa’ya gelenler oldu. Kale içine sıkışmış kent, nüfus artınca Orhan Bey’in emriyle genişletildi. Ardından asıl beklenmedik jest geldi… ‘Hayat Ağacı’ anlamına gelen, harap durumdaki eski Etz Ahayim Sinagogu’nun yeniden inşasına izin verildi. Aynı bölgede yeni bir mahalle oluşturuldu… Adı da Yahudilik oldu… Bugünkü resmi adıyla Sakarya Caddesi, herkesin daha çok tanıdığı ismiyle Arap Şükrü bölgesi…

Osmanlı Dönemi’nde yenilenen ilk sinagog olması nedeniyle özel önem taşıyan ve mimarisi camiye benzeyen Etz Ahayim sinagogunun bir kısmı daha sonra açılan yeni yol için istimlâk edildi, 1940′lı yıllarda meydana gelen bir yangında ise binanın geriye kalan bölümü de yok olup gitti. O sinagogun tevası (dua kürsüsü) bugün Geruş Sinagogu’nun tam ortasında orijinal haliyle duruyor.

İspanya’dan Bursa’ya iki ayrı kafile halinde gelen Museviler, Ladino-Sefarad kültürünü oluşturdu. 16. yüzyılın ilk yarısında Bursa’ya yerleşmeye başladılar. Birinci Dünya Savaşı başında yaklaşık 3 bin 500 olan Bursa Yahudi nüfusu, halkın bir kısmının Güney Amerika’ya göçünden sonra 1927 sayımında bin 915′e, İstanbul’a ve yurtdışına göçler sonucunda da 1969′da yaklaşık 400′e kadar indi. Halen Bursa’da ancak 51 Yahudi oturuyor ve çoğu yaşlı…

Düğün ve Bar-Mitzva (Yahudi erkek çocukların 13 yaşına gelmeleriyle ve dolayısıyla dini sorumluluklarının başlamasıyla birlikte aldıkları sıfat ve bu sıfatı aldıkları törenin adı) törenleri genelde İstanbul’da yapılıyor, hafta sonları İstanbul’dan gelen bir Haham eşliğinde diğer dinî vecibeler yerine getiriliyor.

1900-1950 yılları arasında kentteki sinagoglar ihtiyacı karşılamadığından günde üç-dört kez Tefila, Minha ve Arvit duaları okunan Bursa’da, zaman zaman cemaate ait bir evin de midraş (Şalom Midraşı) olarak kullanıldığı naklediliyor. Halen Bursa’da, Bursa Türk Musevi Cemaati Vakfı tarafından yönetilen iki sinagog var. Bunlar, Mayor ve Geruş sinagogları…

GERUŞ SİNAGOGU

Geruş Sinagogu

İbranicede Geruş sözcüğü ‘kovulmuş, sürgün edilmiş’ anlamına gelir. 15. yüzyılın sonlarında İspanya’yı terk etmek zorunda kalan ve Sultan II. Bayezid tarafından Osmanlı İmparatorluğu’na kabul edilen Sefarad Yahudilerinin ilk kafileleri Bursa’ya yerleşir. 1573 tarihli Bursa Tahrir Defteri’nde bu kişiler, Cemaati Giroz olarak geçer. 16. yüzyıl başlarında, II. Selim döneminde inşa edilen bu sinagog Yahudilik bölgesindedir. Bağdadî bir kubbesi bulunan 100-150 kişilik Geruş Sinagogu’nun yapısı son derece sağlam, bakımlıdır. Bursa’yı yerle bir eden 1855 depremi sonrası, belki de kentteki tüm camileri onaran Fransız mimar Parville tarafından onarılmış olması mümkündür. Ehal’in yanındaki iki kitabeden biri 5632 (1872) tarihini taşır büyük bir olasılıkla bu tamiratı anımsatır.

MAYOR SİNAGOGU

Mayor Sinagogu

15. yüzyıl sonlarında İspanya’nın Mallorca Adası’ndan Osmanlı İmparatorluğu’na gelen ve Bursa’da surların içindeki Tophane ve Muradiye mahallelerini içine alan bölgeye yerleştirilen Sefarad Yahudileri tarafından inşa edilmiş olan bu sinagoga, terk ettikleri adanın anısına Mayor adı verilmiştir. Bu cemaat de 1573 tarihli Bursa Tahrir Defteri’nde Cemaati Mayer adıyla kayıtlıdır. Aynı bölgede bulunan Mayor Sinagogu’nun kapısındaki kemerler, Geruş Sinagogu gibi bu yapının da 1803 yangını veya 1855 depremi sonrası esaslı bir tamirattan geçtiği olasılığını güçlendirir. Tamir ve restorasyon işlemlerine 1998 yılında başlanan sinagog 2001 yılında ibadete açılır. Kış aylarında ibadet, daha küçük olduğu için ısınması daha kolay olan Mayor Sinagogu’nda, yaz aylarında ise Geruş Sinagogu’nda yapılırken, Kasım 2003′de İstanbul’daki sinagog bombalamalarından sonra, Mayor Sinagogu sadece ölü yıkama hizmeti için kullanılmaya başlanılır…

 

Not: 26 yıl süreyle Bursa Musevi Cemaati’ne başkanlık yapan İzra (Ezra) Venturero 10 Nisan 2012’de İsrail’de vefat etti. Cenazesi Geruş Sinagogu’ndaki tören sonrası defnedildi. Kendisiyle Temmuz 2011’de yaptığımız bu röportaj, 2012 yılında Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin Gazetecilik Başarı Ödülleri Yarışması’nda, jüri tarafından yarışmaya katılan tüm eserlerden ayrılarak Özel Ödül’e layık görüldü. Ruhu şad olsun…